İlişkiler güneşli günlerde yelken açması kolay olan denizlerdir. O sıcak, durgun sularda, her şey kolayken yol alması basittir. Asıl sınav fırtına koptuğunda verilir. Hayatın aniden getirdiği pürüzler, sorunlar, travmatik deneyimler, zorluklar bazen bir turnusol kağıdı gibidir. Peki ya en çok ihtiyaç duyduğunuz anda yanınızdaki kişinin duygusal olarak tamamen geri çekildiğini fark ederseniz?
Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, kriz anlarında partnerlerine yaklaşarak “biz bu yükü birlikte taşıyacağız” mesajını verirler. Ancak tam tersini düşünün. Kaçıngan bağlanma stiline sahip kişiler ise stres faktörleri arttıkça ve partnerinin duygusal ihtiyaçları yoğunlaştığında otomatik bir savunma mekanizması olarak duvarlarını örmeye başlarlar.
Taraflardan birinin fiziksel ya da duygusal bir acıyla boğuşurken, kaçıngan partnerin tamamen günlük rutinlerine devam etmesi, akademik sorumluluklarına veya kişisel meşguliyetlerine odaklanması gözlemlenen bir durumdur. Bu durum sadece bir duyarsızlık değil aynı zamanda karşıdakinin acısını yok sayarak kendi içsel dengesini koruma çabasıdır. “Senin acın benim konfor alanımı tehtid ediyor. Bu ağır duygusal yükü taşımaktansa kendi dünyama kaçıyorum.”
Bu tek taraflı kuşanılan koruma kalkanı diğer yandaki kişinin çok daha ağır bir travma yaşamasına zemin hazırlar.
Şema terapi perspektiften bakıldığında o ağır duygu durumunda yalnız bırakılmak kişinin duygusal yoksunluk şemasını tetikler ve kişi “beni koruyacak, anlayacak, bana destek olacak kimsem yok” inancıyla başbaşa kalır.
Yalnız bırakıldığını hisseden kişi sadece mevcut olan duygusal krizin acısıyla değil, aynı zamanda görülmeme ve duyulmama travmasıyla da baş etmek zorunda kalır. Kişi kendi gerçekliğinden şüphe etmeye başlayabilir. “Acaba ben mi abartıyorum”, “acaba sorun bende mi?”…
Acı gerçektir. İhtiyaçlar doğaldır. Destek beklemek de en doğal insani bir istektir. Bazen en büyük şifa iyi gelmeyen bu bağı koparma cesaretini gösterebilmektedir.


Yorum bırakın