IŞIKLARI KİM KISIYOR?: GASLIGHTING

Eğer ki son zamanlarda bir arkadaşlık veya romantik ilişkinizde kendinizi devamlı özür dilerken, “acaba gerçekten abartıyor muyum?” Diye düşünürken ya da “şu an çıkan bu kavganın sebebi ben miyim?” Suçluluklarıyla boğuşurken buluyorsanız biraz durun. Sorun sizin algınızda veya aklınızda olmayabilir.

Belki de birisi yavaş yavaş evinizin ışıklarını kısıyor ve size sahte bir üzüntüyle “gözlerin bozulmuş, ışıklar gayet parlak” diyordur.

Bugün psikoloji dünyasının en sinsi, en karanlık ve maalesef ki modern ilişkilerde en çok normalize edilen manipülasyon taktiğini konuşacağız. Gaslighting.

Deliriyorsun sevgilim

Kavramın çıkış noktasını çoğumuz biliyoruzdur. 1944 yapımı Gaslight filminde Gregory, eşi Paula’nın delirdiğine inandırmak için evdeki gaz lambalarını her gün biraz daha kısar. Paula “ışıklar azalıyor mu?” Diye sorduğunda Gregory gayet soğukkanlı bir şekilde “Hayır hayatım, her zamanki gibi. Sen hayal görüyorsun.” Der. Eşyaların yerlerini değiştirir, ayak sesleri uydurur ve Paula’nın kendi gerçekliğinden şüphe etmesine sebep olur.

Psikoterapist Deborah Vinall, ‘Gaslighting’ adlı kitabında bu durumu şu şekilde özetliyor: “Gaslighting basit bir yalan söyleme eylemi değildir. Kurbanın kendi algısına, hafızasına ve akıl sağlığına olan güvenini adım adım yok etme stratejisidir.”

Deborah Vinall manipülatörlerlin yani bu gaslighterların en sık başvurduğu yöntemin inkar et, saldır, kurban ve suçlu rollerini tersine çevir anlamına gelen DARVO olduğunu söyler. Siz karşınızdakine bir rahatsızlığınızı dile getirirsiniz, o bunu inkar eder, size saldırır ve günün sonunda kendinizi ondan özür dilerken bulursunuz.

Şimdi gelin bu DARVO teorisini  alalım önümüze ve hepimizin yaşayabileceği ya da şöyle diyeyim geçtiğimiz günlerde benim bizzat şahit olduğum gündelik bir senaryo üzerinden inceleyelim.

Gerçek bir ışıkları kısma senaryosu. Diyelim ki bir tartışma çıkmasın, tatsızlık yaşanmasın diye karşınızdakine attığınız bir mesajı vazgeçip sildiniz. Bu dünyanın en insani, en zararsız eylemi değil  mi? Ama bir manipülatör  için bu, bir psikolojik savaşın kıvılcımı, ve bu savaşı başlatma fırsatıdır.

Karşınızdaki kişi birdenbire çıldırır. “Niye siliyorsun, ne bu tripler?” Diyerek üzerinize gelir. Siz durumu sakince açıklayıp “bir şey yok, kavga çıkmasın diye sildim sakin ol.” Dersiniz. İşte tam o saniyelerde gaslighting başlar. Karşı tarafın size vereceği cevap şudur: “durup dururken neden kavga çıkarmaya çalışıyorsun?, sorunlu musun sen?, rahat mı batıyor sana?” Ve ardı arkası kesilmeyen hakaretler zinciri…

Bir dakika ne oldu az önce? Kavga çıkmasın diye mesaj silen sizsiniz. Ortada hiçbir şey yokken agrasifleşen o. Ama günün sonunda “sorunlu” olarak ve “rahat batan” olarak damgalanan sizsiniz.

Bu yetmezmiş gibi karşı taraf size hakaretler etmeye, “salak,mal,aptal” gibi kelimeleri de ardı ardına sıralamaya devam eder. Siz son derece sağlıklı ve haklı bir şekilde “bana hakaret etme bundan rahatsız oluyorum.” Diyerek bir sınır çizersiniz.

Peki o ne yapar? Özür dilemek? Hayır. Deborah Vinall’in bahsettiği o meşhur mekanizmayı devreye sokar: DARVO.

“Kendi kendine triplere girip siliyorsun, ilk sen başlattın. Bana suç atma. Benim aptal insanlara tahammülüm sıfır.”

Aslında ne oluyor? Sizin çok normal bir tepkinizi ya da çizdiğiniz bir sınırı sanki siz delirtici bir şey yapmışsınız gibi yansıtırlar. “Rahat batıyor”  “kendi kendine kuruyorsun” “sorunlusun” diyerek sizi sorunun kaynağı olduğunuza inandırmaya çalışırlar.

Siz bana hakaret edemezsin dersiniz. Ama o konuyu asla hakaret etmesine getirmez. Konuyu sürekli neden o mesajı sildiğinize ya da sizin en kadar anlamsız davrandığınıza çeker. Çünkü kendi agresyonunun ve saygısızlığının sorumluluğunu almak istemez.

Sizi sürekli  iğneler, hakaret eder. Siz en sonunda patladığınızda ya da sert bir cevap verdiğinizde anında kurban rolüne bürünür. “Bak asıl sen bana hakaret ediyorsun, asıl saygısız sensin” der. Ve evet geçmiş olsun,, tuzağa düştük. Kendi yarattığı canavarı size gösterip sizi canavar olmakla suçlamaya başlar.

Ve ışıkları tekrar açma vakti. Deborah Vinall, kitabında iyileşmenin ilk adımının gerçekliği geri kazanmak olduğunu söyler. Eğer birisi sizin sürekli “çok alıngan, kavga arayan, sorunlu ve aptal” olduğunuzu iddia ediyorsa orada bir tahakküm vardır.

Yorum bırakın