Modern dünyanın ve yeni nesil ilişkiler denilen o malum durumların bize ezberlettiği en büyük yalan şunlar: “eğer talep etmezsen, sorun çıkarmazsan, akışına bırakırsan ve yeterince ‘cool’ olmayı başarabilirsen arzulanan kadın olursun.” Koskoca bir yalan… Gillian Flynn’in Kayıp Kız romanındaki o meşhur cool girl monoloğunu bilirsiniz. Şu asla kızmayan, darlamayan, erkeğin her dediğine gülümseyen,kıskançlık krizlerine girmeyen, erkeğin özgürlük sınırlarını asla aşmayan o hayali kadın…

Erkekler ise sana gelip bunu bir iltifat olarak söylerler. “Sen farklısın”, “sen diğerleri gibi darlamıyorsun, trip atmıyorsun” “seninle her şey daha kolay…” Biz kadınlar ise sanki bu madalyayı alıp gururla göğsüzmüzde taşımak için hiç de bize uymayan, dikişleri sökülmeye yüz tutmuş, nefes almamızı zorlaştıran bir kostümün içine gireriz. Ya da bazen gerçekten de o kostümler gündelik kıyafetimiz haline gelmiştir artık. Geçtiğimiz günlerde, cool girl olarak ifade ettiğimiz bu kostümün, benimse benliğimin ilişki içindeki versiyonunu farazi bir olay yaratarak sonuçlarına bakmak istedim.
Gelin bu “cool girl” sendromunun, “ben ilişki istemiyorum” diyen adamlarla imzaladığımız o gizli sözleşmelerin ve de sonunda neden o koskoca duvarlara tosladığımızın anatomisini biraz masaya yatıralım.
Senaryo hepimize az çok tanıdık gelecektir. Karşınızdaki adam size inanılmaz bir dürüstlükle (!) en başından kartlarını açar: 1) “Ben bağlanma sorunları olan biriyim” 2) “Ciddi ilişki kurmak için yeterli enerjiye sahip değilim.” 3) “Sadece anı yaşayalım, beklentiye girme.”
Normal şartlarda düşündüğümüzde duygusal ihtiyacı olan sağlıklı her bireyin bu cümlelerden en az birini duyduğu an arkasına bakmadan koşarak kaçmasını bekleriz. Çünkü o dükkanda bizim istediğimiz ürün satılmıyor. Ama biz naparız? Alalım üzerimize o “cool girl” kostümünü: “Sorun değil ya ben de aynı şekilde düşünüyorum.”
Hayır düşünmüyorum. O ilk düğmeyi yanlış ilikledik bile burada. Bir “ilişkisizlik sözleşmesi” imzaladık… Ama çok büyük bir detay var unuttuğumuz. Bilinçdışımız bu sözleşmeyi tanımaz… İçte içe sürekli şunu düşünürüz. “Diğerleriyle yapamamış olabilir ama ben farklıyım. Onu öyle güzel severim öyle sorunsuz bir alan yaratırım ki ona o da günün sonunda yarattığım o güvenli limana demir atar…”. Bu kendimize söylediğimiz bir yalandan ibarettir.
Eveet sözleşmeyi imzaladık. Peki ya sonra? Siz kilometrelerce yol gidip onun yanına vardınız . En savunmasız halinizle, hem bedenen hem ruhen ona açılırsınız. Ten tene değdiği an o meşhur oksitosin hormonu damarlarınıza akın akın işlemeye başlar. O bağlanma hormonu salgılanırken o kıvrak beynimiz bize “dur napıyorsun biz bir sözleşme imzaladık!” demez. Beynimiz sadece şunu usul usul fısıldar bize: burada bir bağ var. Güvendesin. Bağlan.”

Siz biyolojinin ve duygularınızın rüzgarında hafif hafif savrulurken karşınızdaki erkek içinse mekanizma saat yönünün tersine işlemeye başlamıştır bile… Yakınlık arttı, sizin fedakarlıklarınız arttı ve onun içindeki alarm maalesef yeri göğü inletecek kadar gür çalmaya başladı artık. Sizin yakınlık sandığınız şey onun için bir işgal.
Dananın kuyruğu o düş aleminden çıkıp da ayaklarınız gerçekliğin o soğuk zeminine bastığında kopar. O yoğun paylaşımların, yakınlığın etkisiyle küçücük, ufak, çok insani bir ilgi kırıntısı beklersiniz. Siz bunu sevgi dilenmek olarak değil yaşananların çok doğal bir uzantısı olarak görürsünüz belki evet ama bu talep “enerjisi olmayan” adam için büyük bir tehtittir. Sizin nezaketiniz, sizin teptiğiniz o yollar onun omuzlarında ödeyemeyeceği ya da ödemek istemediği bir borç yüküne dönüşür. Böyle adamlar borçlanmayı, mahçup hissetmeyi sevmezler. Altında ezildikleri iyiliğe, öfkeyle ve mesafe koyarak karşılık verirler. Ve o klasik savunma cümlesi gelir ardından: “sevgiliymişiz gibi davranma“.
Bu cümlenin psikolojik olarak tercümesi tam olarak şudur: “bedenini alırım”, “ilgini, zamanını alırım”, “ama benden karşılığında duygusal mesai sarf etmemi beklersen şalterleri indiririm. Çünkü ben alıcıyım, verici değil”.
İşte bu noktada biz kadınlar çok ürkütücü bir bilişsel çelişki yaşamaya başlarız. Önce kendimizi suçlarız. “Adam bana baştan söyledi buna rağmen gittim, gördüm, yaşadım. Hata bende. Çok şey istedim galiba. Onu boğdum.” Ama bir saniye. Orada bir duralım. “İlişki istemiyorum” demek, “sana kaba davranabilirim ya da seni yok sayabilirim” demek değildir.
Bir insanla en mahrem anları paylaşmış olmanız, ona ciddi bir ilişkiye dair bir söz vermeye zorunlu kılmaz sizi evet ama ona insani bir saygı ve özen borcu yükler. Siz ondan zaten bir sevgililik talep etmediniz. Size değer verildiğini hissetmek istediniz. Duyguları olan, eti kemiği olan bir insan mekanik bir seks objesi gibi davranamaz ve davranmamalıdır da.
Bırakın onlar enerjimiz yok demeye devam etsinler. Biz enerjimizi, onu hak edenlere saklayalım.


Yorum bırakın